Hiçbirşey Bulamadık

Listeleniyor...
×

Hatay Antakya İzlenimleri

Hatay ve Kentin Tarihi.
Akdeniz’in kıyısı boyunca kucakladığı, eski çağlarda dünyanın ikinci büyük şehri unvanına sahip, çok kültürlü, barış olgusunun Dünya tarafından tescil edilmiş UNESCO Dünya Barış Kenti Hatay. M.Ö. 8000 yılına kadar uzanan yapıtları ile bizi geçmişe hayal sınırlarınızı zorlayacak şekilde taşıyan, Büyük İskender’in de ayak izlerini taşıyan bir kent Hatay.

Büyük İskender M.Ö. 333 yılında Fenike’ye doğru ilerlerken durduğu bir su pınarındaki suyun tadına hayran kaldığında, bu pınarın yanına bir çeşme kurulmasını istemiş, annesinin adını da bu çeşmeye vermiş. O gün aklından oraya şehir kurulmasını da geçirmiş ama Fenike’ye seferi için yola devam etmiş.
10 yıl sona sonra Babil’de ölecek olan Büyük İskender, sonrasında Antiocheia diye kurulacak bugün ki Hatay şehrinin ilk adımlarını o dönemde atmış olur. Şehri Büyük İskenderin komutanlarından Seleukos İskender’in ölümünden sonra kuracaktır.
 
Antakya, tarihte Hititler, Mısırlılar, Urattular, Asurlular, Persler, Romalılar, Abbasi ve Emeviler, Yeni Bizans, Selçuklular, Memluklular yakın dönemde 400 yıl kadar da Osmanlılar’ın yaşadığı yer olmuş. Çeşitliliğini tarihinden ve dinler kültüründen alan Hatay, Aleviler, Sünniler, Ortodoks ve Protestan Hristiyanlar, bunun yanında Musevi ve Ermeni topluluklarla her dönem renkli barış dokusunu korumuş bir kent. Bugün Hatay tüm bu geçmişini sergileyebilecek kadar zengin doğal açık müzeler ve bir çok görülecek yere sahip.

Şehrin merkezi Antakya; Hatay ise aslında 1939 yılına kadar Hatay Devleti olarak bilinen ve bu tarihten sonra Türkiye Cumhuriyeti’ne katılan ilimizin adı.

Bu tarih ve kültür kentine doğru yol alırken bizleri karşılayacak çeşitliliğe göz atalım.

Antakya’ya Giderken.
Antakya merkezine İskenderun tarafından geliyorsanız, yolda bir kaç yerde durun. Bunlardan ilki İskenderun-Adana karayolun
sol yakasında Dörtyol-Erzin arasındaki bölgede yer alan İssos Harabeleri. Çevrede su depoları, kemerler, tapınak ve Cenevizlerden kaldığı sanılan bir kale ve liman kalıntıları var. Yol kenarında kısa bir an durabileceğiniz bir yer.

İssos Harabeleri

Burdan ayrıldıktan sonra hiç dikkatinizi kaybetmezseniz karşınıza bir yerleşim yeri olan Bakras Köyü’ne ve onun üst tarafında bulunan Bakras Kalesi’ne ulaşabilirsiniz. Kale köy yolunun batısında, dağların arasında sarp bir tepe üzerinde yapılmış. Konumu itibariyle dönemin en önemli savunma noktalarından, Antakya Prensliğinin bu kalesi harap olmaya yüz tutsada sizi Şövalyelerin de ele geçirmek için zamanında canlarını ortaya koyduğu, o zamanın tarihi hissesedebileceğiniz bir uğrak yeri.                                                     

Yine Bakras yakınlarında Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptırdığı bir Han’ın olduğu ancak tahrip olan bu Han’ın yerine Osmanlı Döneminde yeni bir Han daha yaptırıldığı biliniyor. İkinci han olan Karamurat Hanı’nın zamanımıza kalabilmiş duvarları ve Han yakınındaki halen kullanılan tek gözlü köprü ile burada karşılaşabilirsiniz. Türk Sinemasının ünlü karakterinin adının tarihten geldiğini gösteren gerçek bir nokta.

Eğer Antakya’ya Halep tarafından geliyorsanız; Tampon bölgede Kızlar Kalesi bulunmakta. Kalenin ismi ile ilgili bağlantı için tarihte değişik hikayeler var, ama bilinen Bizanslıların, bu sarayı bölgeyi kontrol altında tutacak bir merkez olarak yaptıkları. Suriye’ye geçmek üzere yol alıyoriseniz bir yapıt olarak fotoğraflarınız arasında bulunması gereken bir yer.

Hatay’ın en güney ucu Yaşçındağ ilçesi dönemim kutsal yerlerinden KelDağ’ının üzerinde kurulu. Dorik bir tapınağın M.Ö. burada olduğu biliniyor. Lakin o dönemde burda bulunan Zeus heykeli yıkılmış ve St.Barlaam bu bölgede bir keşişler topluluğu oluşturmuş. Ardından yapılan St. Barlaam manastırı depremlere dayanamayıp yıkılmış, sonrasında 6.yy’da yenilenip 13. yy’a kadar kullanılmış.
Manastıra ulaşmak aslında çok da kolay değil. Bunun için küçük belde Bezge’den 2.5 saat yürümeyi göze almalısınız. Yanınıza ona göre eşyalar alarak bunu bir trekking aktivitesine dönüştürün. 

Atçana (Alallah) Hitit Saray Harabeleri
Antakya’dan Reyhanlı’ya yol alırken yolun sağında Aççana Höyüğü antik şehrinin kalıntıları ile karşılaşırsınız. Bu kalıntılardaki en ilginç yanı Mısırlılar, Mitaniler, Mezopotamya devletleri ve Etiler gibi kavimlerin de yerleşim alanı olarak kullanıldığı 17 yerleşme tabakasından oluşmasıdır. En eski saray ise 7. tabakada yer alan Babil kralı Hammurabi ile çağdaş Yamhat ve Hitit Prensi Yarım-Lim tarafından M.Ö. 18. yüzyıla inşa edilmiş olanıdır.
Samandağ
Hatay’ın Akdeniz kıyısında yer alan ilçe, Hz.Hıdır’ın (Hızır) Hz.Musa ile buluştukları yer olarak bilinir. Samandağ Alevi Araplar da denilen Nusayrilerin yoğun yaşadığı yerlerden biridir. Nusayrilerin cenaze törenlerinde ellerini havaya kaldırarak “Başsağlı” dilemeleri yörede Samandağ’ın sembolü haline gelmiştir.

Vakıflı Köyü

Samandağ ilçesinin Ermeni Köyü olan Vakıflı, Dünyadaki Ermenistan dışındaki tek ermeni köyüdür ve yaklaşık 150 kişilik bir nüfusa sahiptir. Konuştukları Ermeni lehçesi batı ermenilerinden farklı olduğu için Ermenilerle ermenice anlaşamamaktadırlar. Buraya vaktiniz ve ilginiz varsa bir uğrayın, ama siz siz olun sadece köyün halkı ile konuşmadan ordan ayrılmayın. Şehrin yapıtlarından çok insanları bir tarih olarak karşınıza çıkıyor.

Köy Kilisesi

St.Simone Stilist Manastırı
Samandağı bölgesinde tarihi yerler çok az, lakin St.Simone Stilist Manastırı herkesçe ilginç hikayesiyle bilinyor. Burada Antakyalı St. Simone’un ömrünün 45 yılını bir sütunun tepesinde yaptırdığı örtülü ve korunaklı bölümde geçirmiş ve bu yaşamı Guinnes Rekorlar Kitabı’nda yer almış. Bu sütununun bulunduğu merkezi sekizgen avlu çevresinde düzenlenmiş çeşitli manastır yapıları ile üç kilisenin kalıntıları kaplıyor. Halen 4 m’lik kaide bölümü mevcut olan sütunun gerçek yüksekliğinin 9.50 m ya da 12.50 m olduğu tahmin edilmekte.

Harbiye (Defne)
Harbiye, Güney Anadolu bölgemizin en şirin ve en seçkin yerlerinin başında gelmekte. Belde Ortadoğu’ya karayolu geçişinde uğrak yeri olarak da halen kullanıldığından sizin yolunuz üzerinde ise de zamanınızı geçirebileceğiniz bir yer.  Konaklama ve eğlence yerinin yanında bölgenin en güzel piknik yeri. Çevrenizde sizi bol su kaynakları ve yeşillikler karşılayacaktır, uzun yolunuzda bu fırsatı kaçırmadan yaşayın.
Turistlerinde ilgisini çeken belde de halk evlerini kiraya da vermekte. Bölgenin bir diğer güzelliği  olan şelalerin başında yine konaklayacağınız bir çok yer sizleri beklemekte.
Harbiye el sanatları, turistik türde zengin eşya üretimi ve sap örmeciliği ile ülkemiz çapında ünlü bir belde. Yolunuz düştüğünde yediniz içtiniz de bölgeden geçtiniz olmasın diye, el sanatlarından örnekleri de görün.
Hatay’da sizleri bir çok efsane karşılar bunlardan biri de eski adıylabu belde Harbiye (Daphne Efsanesi) ile ilgili.
Zeus’un oğlu Işık Tanrısı Apollon, ırmak kenarında genç ve güzel bir kız görür. Bu eşsiz güzelin adı Defne’dir. Apollon’un içinde arzular uyandırır. Onunla konuşmak ister. Fakat Defne, Işık Tanrısı’nın içinden geçenleri anlamıştır. Kaçmaya başlar. O kaçar, Apollon kovalar. Çapkın Tanrı bir taraftan “kaçma seni seviyorum” diye bağırır. Defne ise Tanrılarla sevişen kadınların başlarına neler geldiğini bildiği için korkuya kapılır ve kaçmaya devam eder. Apollon’a gelince, bu güzel periyi mutlaka yakalamak istemektedir. Aralarındaki mesafe gittikçe kısalır ve bir an gelir ki Defne, Apollon’un sıcak nefesini saçlarının arasında duyar. Artık kurtuluş imkanı kalmadığını anlayan Defne, birden durur ve ayağı ile toprağı kazıyarak şöyle bağırır: 
-“Ey toprak ana, beni ört, beni sakla, beni koru.”
Bu içten yalvarış üzerine Defne organlarının ağırlaştığını, odunlaştığını hisseder. Olgun göğsünü gri bir kabuk kaplar, kokulu saçları yapraklara dönüşür, kolları dallar halinde uzar, körpe ayakları kök olup toprağın derinliklerine dalar, bir defne ağacı oluverir.
Bu manzara karşısında şaşıran Apollon, Defne’nin ağaç oluşunu hayret ve üzüntü ile seyreder. Sonra da sarılır ve sert kabukları altında hala çarpmakta olan kalbinin sesini duyar ve şöyle seslenir:
-“Defne, bundan sonra sen, Apollon’un kutsal ağacı olacaksın. O solmayan ve dökülmeyen yaprakların, başımın çelengi olacak. Değerli kahramanlar, savaşlarda zafere ulaşanlar, hep senin yapraklarınla alınlarını süsleyecekler. Şarkılarda, şiirlerde adımız yanyana geçecek.
Bu tatlı sözler üzerine Defne, dallarını eğerek Apollon’u saygı ile selamlar.
İşte bu öykünün geçtiği yer bugünkü Harbiye’dir.
Apallon teessür ve heyecan içinde o ağacı amblem olarak aldı ve parlak yapraklarından başına bir taç yaptı. İşte o zamandan beri şiir ve silah zaferi Defne dalı ile ödüllendirilir ve Defne’nin gözyaşları bugün hala Harbiye’de şelaleler meydana getiriyor.

Camii ve Kiliseler

Hatay’da bir çok dinin yapıtları var. Memlükler Döneminden kaldığı söylenen Ulu Camii görülmesi gereken bir ibadet yeridir.
Şeyh Ali Camii gibi hepsi de Osmanlı dönemi eseri olan camiler vardır. Bunlar kubbeli ve ahşap çatılı olmak üzere iki ayrı tipte inşa edilmişler. Camilerde bazıları kalın gövdeli ve şapkalı, bazıları ince gövdeli, şerefeli ve külahlı olmak üzere iki tip minare dikkati çekmekte.
Kurtuluş caddesi ile Kemalpaşa caddesi kavşağında Habib-İ Neccar Camii
bulunan camii, Hz. İsa’nın havarilerine ilk inanan ve bu uğurda canını veren bir Antakyalının adını taşımakta. Caminin kuzeydoğu köşesinde 4 metre derinde Habib Neccar türbesi var.

M. S. 40 lı yıllarda Antakya’da yaşayan Habib-i Neccar bir efsaneye de konu olmuştur, Roma döneminde antakya halkı putperest olduğu için, Cenab-ı Hak Hz. İsa 'ya Antakya halkı için iki resul göndermesini emreder Hz. İsa antakya halkı için 2 resul, daha sonrada bir resul daha gönderir. Resulların halkı İrşada devam etmesine ilk inanan Habib-i neccar olur. Antakya lılar bu olaya inanmayarak, resulleri taşlayarak öldürmeye karar verirler. Habib-i neccar uzaklardan koşup gelerek, resullerin doğru söylediklerini ve onlara inanmaları gerektiğini söyler. Burada bulunan putperestler Habib-i neccar 'a bunlar seni kandırmışlar, ya eski dinine dönersin yada ölürsün şeklinde tehdide başlarlar. bu müritler dediklerini yaparak. Habib-i neccar ı öldürürler, Habib-i neccar ın şehit edilmesi ile ilgili bir çok rivayet vardır. Bunların en yaygın olanı ve halkın anlattığı olay şöyledir:
Habib-i neccar ın başı Silpiyus dağında ayrılır. vücuttan ayrılan baş, yuvarlanarak bugün cami ve türbesi bulunan yere gelir (bugün vücudu şehit edildiği mağarada başı ise caminin yanında bulunan türbededir)
Başka bir rivayete görede ,Habib-i neccar kopan başını koltuğu arasına almış, Kur'an dan ayetler okuyarak bir süre dolaşmış ve bugün türbesi bulunan yere kadar gelerek, buraya düşmüştür.
Aziz Piyer Ve Aziz Paul Ortodoks Kiliseleri

St. Pierre Kilisesi
St. Piere Kilisesi mağara içine oyularak Stauris (Hac) Dağı’nın eteğinde yapılmıştır, Antakya’da Hıristiyanlığın yayılma döneminden kalan tek yapıdır. Bölgede Kapadokya Nemrut ve Mardin’de çokça görülen yeraltı geçisleri bu kilisede sunağın sol tarafında bir tünel olarak gözümüze çarpar, ayin esnasında olası bir baskında cemaatin dağa kaçarak gizlenmesine yarıyan bir yoldur.
Papa VI. Paul 1967 Efes’teki Meryem Ana gibi burasını da Katolikler için hac yeri olarak kutsamış. Zira burası Hristiyanların dünyadaki ilk ibadet yeri olarak kabul ediliyor. Kilisede halen her yıl Haziran aynın 29’unda bir ayin yapılmaktadır. Bu ayin ve törene Vatikan’dan temsilci katılmaktadır.
          
St. Pierre Kilisesinin 20 m uzağında Cehennnem Kayıkçısı (Haron) adlı, kayalara oyulmuş bir kabartma büst bulunmaktadır. Büstün yapılması M.Ö. yaşanan bir veba salgınında danışılan bir kahinin vebaya karşı tavsiye ettiği şehre yüksekten bakan bir mask yapılması yönündeki bildirimi üzerine oluşturuşmuştur. Görünüşü başında örtü bulunan tamamlanmış kabartma bir insan portresidir. St.Piere Kilisesi’ne kadar yolunuz varken bu büstüde görün. Kilisenin konumu şehrin büyük bir bölümünü yukardan görme imkanı da sağlar. Bu görüntü size Antakya’ya başka bir açıdan bakma imkanı verir.

St. Paul Katedrali
Antakya St. Paul Katedrali Doğu Ortodoks Kiliselerinin en güzeli. Bizans imarına uygun olarak inşa edilmiş. Ancak 1872 yılındaki depremde büyük zarar görmüş ve 1900’lü yıllarda Rus mühendislerin etkisi ve yardımı ile tekrar inşa edildiğinde Rus imar tarzından etkilenmiş.

Kilisenin heykel bölümünde pahası biçilmez bir antika var. Bu antika gümüş üzerinde inci işlemeli altın ile şaheser bir bardak kapağı ve tepsisinden ibaret. Kilisede bulunan antika ikonalar ise Bizans, Rus ve Suriye menşeili. 

Ayrıca antika taştan yapılmış Taufe Curunu ( Vaftiz Kuyusu ) var. Suyu ise rahiplere ait kilisenin altında bulunan mezarlığa dökülmekte. 

Katedralin kuzeyinde 1911 yılında Patrik IV. Gregorios zamanında yapılmış olan Ruhban Okulu şimdilerde karşılama salonu olarak kullanılmakta.

Antakya merkezinde bir yürüyüş yapmak istediğinizde atlamamanız gereken ilk nokta Hatay Arkeoloji Müzesi’dir. Hatay bölge mozaik figürlerin olduğu bir alan olduğundan, müzede bir çok mozaiğe rastlıyor olacaksınız. Hatta bu özelliği ile müze dünya mozaik koleksiyonları zenginliği sıralamasında dünya ikincisi.

Müzedeki mozaikler, Bizans ve Roma dönemlerini kapsayıp. Mitolojik olaylar ve kişiler sembolize edilmekte.

Müzenin özel bölümünde bulunan Antakya Lahiti M.S. 270 yıllarına rastlayan dönemde yapılmış. Lahitin üzerindeki ayrıntılı figürler ve anlatım onu görülmeye değer bir eser haline getirmiş. Son derece iyi durumda olan lahtin içinden 2 imparatora ait altın sikkeler çıkmış. Yine bunları da müzede görme imkanı bulabilirsiniz.



Payas Kalesi ve Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi

Hatay’da bulunan kalelerden son ikisi Payas’ta Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi’nin batısında olan Payas kalesi ve Antakya Kalesidir. Payas Kalesi ilginçtir ki 16. yy’daki koruma amaçlı kuruluşundan sonra son yüzyılda hapishane olarak kullanılmış.
Osmanlı İmparatorluğuna büyük katkıları olan Sokullu Mehmet Paşa, 16.yy’da bu külliyeyi çağın önemli mimarı Mimar Sinan’a yaptırmış.
Sokullu Mehmet Pasa Külliyesi ve Payas Kalesi

Antakya Kalesi ve Surlar

Bölgedeki son Kale Antakya Kalesi İstanbul surlarından sonra yurdumuzda en uzun surlarıyla çevrili.
Antik kenti çevreleyen duvarlar Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde yapılmış. Seyahatnamesinde Evliya Çelebi 44.000 adım uzunluğundaki duvarların büyük blok taşlarla örüldüğünü, çok sağlam ve sık mazgallı olduğunu, 70-80 adımda bir burç bulunduğunu yazmaktadır. Kent surlarında mevcut 4 kapıdan en büyüğü Demirkapı’dır. Halep kapısı da denilmektedir. VI. yy’da Justinianus döneminde sellerin akışını kontrol etmek için yapılmış. Günümüzde hala sağlam olarak ayakta durmakta.

Hatay’da bulunan ilk iskan alanı M.Ö. 4500 yılına dayanan Seleukeia Pieria şimdiki adıyla Çevlik aşağı ve yukarı olmak üzere iki kısımdan kurulmuş. Yukarı şehir deniz seviyesinden 300 metre yüksekliktedir. Burada büyük malikaneler, mabetler ve resmi binalar bulunmaktadır. Aşağı Şehir,liman ve çevresinde kurulmuştur. Aynı zamanda burada büyük bir hamam ve küçük bir tiyatro bulunmaktadır.
Şehrin çarşı ve El-Mina ismini taşıyan iki kapısı var. Şehrin tamamı surla çevrilidir.
Bu antik şehri incelemeye başladığınızda yanınızda mutlaka yürümeye imkan sağlayan ekipmanlarınız olmalı. Titüs Vespasianus Tüneli, Beşikli Mağara ve Dor Mabedi’nden oluşan şehrin 3 ana kısmını görmeniz o dönemdeki insan gücünün ne boyutta kullanıldığını gözünüzün önüne getiriyor. Şehrin o devirlerdeki konumu sebebiyle sel sularının limanı doldurması tehlikesine karşı imparator Vespasianus zamanında dağ delinerek bir tünel açılması kararlaştırılmış. Tünel imparator Titus zamanında tamamlamış ve derenin önü bir duvarla kapatılarak sel suları , yüksekliği 7 mt. genişliği 6 mt olan bu tünel vasıtası ile uzaklara akıtılmış, böylece limanın dolması engellenmiş olmuş. 130 metresi tünel, kalanı açık kanal halinde olan tünelin uzunluğu girişten Çevliğe kadar uzunluğu 1380 metredir.
Tünelin deniz tarafındaki girişine göre sağ tarafta , 100 Mt. kadar uzaklıkta kaya mezarları var, burada kayalara oyulmuş mağaraların içinde bulunan çok sayıda mezarın en çok ilgi çekeni, çukurun tabanındaki geniş mağara. İçinde çok sayıda mezar bulunan bu mağara diğerlerinden farklı yapılmış yüksek ve gösterişli bir mezar yüzünden halk arasından ''Beşikli Mağara'' olarak anılmakta.
Vespasianus-Titus tünelinin yakınında Kaya Mezarları’na rastlanır. Roma dönemine ait olan ve kalker oyulmuş 12 kaya oyulmuş 12 kaya mezarı var. Bunlardan Beşikli Mağara adıyla anılan mezarın bulunduğu mağara en geniş ve en ünlüsü.
Antakya’ya kadar geldik bu kadar yeri gezdik dinlenmenin ön hazırlığını da size önermek yerinde olur. Meydan Hamamı; Selçuklu Dönemimden kalma Hamam 12. yy’da yapılmış.

Nerde Ne yenir Ne içilir?
Şimdi Antakya’ya gelmişken böylesi bir yerin tadını yemeklerinden de almadan gitmek olmaz. Bunun için alışverişe ve tarihe kaptırısanız kendinizi bir çok lezzetin yanından onları görmeden geçer gidersiniz.  O nedenle şehre inince dikkat kesilmeniz gerekir. Kentin göbeğinde iseniz ve iyi bir restaurant arıyorsanız Sultan Sofrasına gidebilirsiniz. Orda Antakya ile bütünleşmiş künefeyi tatmanız da mümkün, lakin yanında su istemeyin. Burada künefe soğuk, şekersiz süt ile içiliyor. Kral Künefe ismine layık bir yer, ama siz yine içinizden gelen künefe salonuna konuk olun.
 
Başka alternatifler de var tabii; şehrin bir başka restaurantı Anadolu Restaurant kebap dışında her tür yöresel lezzeti tadabileceğiniz bir yer.

Eğer Harbiye Beldesinde iseniz biraz daha şanslısınız çünkü burada sizi karşılayacak bir çok restaurant mevcut. Hidro-Restaurantı patlıcan dolmaları, iri kırmızı biberler, içli köfte ve humus ile donatılan masalarıyla ünlü kaçırmayın. Hatay’da yemek öncesi mezeler çok önemli, menülere bakarken bu meze çeşitlerini göz ardı etmeyin.

Sizi yollarda karşılayan tadları unutmayın demiştik. Züngülü (halka tatlısı) sıcak sıcak yenilmesi gereken bir tatlı. Öğlenden sonra yolda acıktıysanız küncülü kahkeyi
tuz-kimyona batırarak yiyin, yanında ayran da içebilirsiniz. Meyan şerbetçileri, Kabak Tatlıcıları, Humus ve Taze Nohut yine yöresel tadlar.



Çok yorulduğunuz hissettiğinizde bir kahve molası vermek gerekebilir. İşte Kurtuluş Caddesinde bulunan Affan Kahvesi (İnci Kıraathanesi) bu yorgunluk için ideal, siz içeri girince bir kahve içmeyi kafanıza koyun koymasına da bilenler bilir misali bu kahvehanenin esas ünü Haytalı’sından gelir. Haytalıyı muhallebi, gül şurubu ve dondurmanın bütünleşmesi olarak tanımlayabiliriz. Size de tatmak kalıyor.

Ne alınır?

Bu kadar geldik yanımızda ne götürelim derseniz sizi sayısız seçenekler karşılar. Aktarlar çarşısına inip Zahter’i sorun. Binbir baharat karışımından toz yapılmış bir yiyecek. Ayrı kaplara zeytinyağı ve zahter konularak servis ediliyor. Kekik de bölgenin güzel kokularından, siz her yerde bulunsa da Hatay’dan kuru kekik almadan gitmeyin. Uzunçarşıda iseniz Küflü Çökeleği sorun. Sıcak ekmek, karpuz ve kavunla yakışık alır. Saklama koşullarını mutlaka öğrenin, götürüken uzun mesafeyi göz önüne almak gerekir. Çarşıdan ayrılmadan yarı yarıya inek ve keçi sütlerinden 
mayalandırılmış, sıcak sularla işlenmesinin ardından, ip gibi sarılarak salamura edilen sünme peyniri aman gözünüzden kaçmasın. Sofralarımızın güncel popüler salata sosu Nar Ekşisi’ni de burda bulabilirsiniz. Nar suyu kaynatılarak elde edilen ekşinin en koyusunu tercih etmek makbül olanı. Eğer ki sebze yemeklerini seviyorsanız, tüm kurtulmuş sebzeleri buradan alabilirsiniz. Yörenin ikliminden olacak ki burada kuruyan sebzenin tadı bir ayrı. Yine bölgenin sıcağında bambaşka bir serinleme içeceği alternatifi Dut Şurubu, suyla karıştırılarak soğuk içiliyor. Denemekte fayda var. Liste uzar da uzar, hepsini değil birkaçını derseniz katkısız Defne Sabunu, keçi sütünden Tuzlu Yoğurt, Katıklı Ekmek, Biber Salçası, Taş Kadayıf, İçli Köfte, Ekşi Aşı, Meyan Kökü, Cevizli Biber, Kaytaz Böreği ,Kereviç, Testi Peyniri, Aşur sıralamada sizin göz ardı etmemeniz gereken yöresel tatlar.

Testi Peyniri
Nerde Kalınır?


Aslında şehirde bir çok otel mevcut, fakat üç tanesi özellikli, ilki konforu arayanlar için Büyük Antakya Oteli, sizi uluslararası standartlarda karşılayan bir yer. Aileniz ile kalmaya geldiyseniz çok rahat edebileceğiniz bir konaklama yeri.

Biz biraz da Antakya’nın havasını almak isteriz dediğinizde iki butik otel var. Bunlardan ilki Savon Otel http://butikotellerrehberi.com/savonhotel ; burası sabunhane olarak tahminen 1860’lı yıllarda Osmanlı döneminde inşa edilmiş, uzun yıllar zeytinyağı ve sabun imalathanesi olarak faaliyette bulunmuş. Bir avluya açık U şeklinde dizayn edilen binada taş tonozlar ve kemerler kullanılmış bir Osmanlı mimarisi. Çok keyif alacağınız sıcak bir ortam Savon Otel’in tarihi dokusu.

Diğeri Antik Beyazıt Otel; 1903 yılında konak olarak  inşa edilen bina,  bugün iç ve dış mimarisinin  özellikleri korunarak otele çevrilmiş. Konak olarak kullanıldığı dönemde Mehmet Akif Ersoy gibi birçok ünlüye ev sahipliği yapmış. 1940’lı yıllarda bina Türkiye Cumhuriyeti tarafından kiralanarak 1975 yılına kadar adliye sarayı olarak kullanılmış. Tercih sizin, ama mutlaka arayın gitmeden her zaman yer bulunmuyor.

Photo By: Dick Ossemann